Küçük umutlara gebe fikirlerim.. ruhumda huzur; zihnimde devrim, ilerlemekteyim...
16 Temmuz 2009 Perşembe
bir gülücük içinde bu gamze....
İşte yeniden doğuş hikayesiyle başlayan bir gülücük içinde bu gamze...
Uzakta yakılan bir mektubun kokusunu anımsar gibiyim.
Ve yazılan satırlarca sözcük deryasına dokunan bir kalem ucu bu fikrim...
Sevilesi duruma aykırı yaşama zamanı yok artık!
Devrim yapıldı.
Hükmü verildi...
Son sözün söylenme çabasından uzak yaşanmaktan memnun şimdi bu iskelet sistemi.
İki ucu kapalı parantezleri kırpıp, sonsuza aritmetik bir dalış , sonrası ;
sukunet....
öncesi; alışılagelmiş şaşkınlıklar kümesi"...
Aynadaki silüet kendine çarpan sesi dinler şimdi...
Dengede buluşmalar semahından bir paça bu ten...
Ve yürekle fikir arası gayri meşru doğan çoçuk ....
İşte bunu derim ya ben de, yeniden doğuş hikayesiyle başlayan bir gülücük içinde bu gamze...
1 Haziran 2009 Pazartesi
Mualla
ah be güzel yavrum !
ah be mualla...
içleri açılası ruhlardan kaçan bi sen misin sanıyorsun?
acınası arsızlar tapınağından afaroz edilmişsen sahiden!
kaçıpta mührünü açamayanları yok görme!
içtiğin yağmurları süz eteğinden usulca.
ve kalbinin sokağından çıkan bu yüze bak!
offf be mualla off!
yağmurun yağası varsa sana ,toprak seviyorsa ayaklarınıbir çiçeği öpebiliyorsa bu dudaklarçehren korkmuyorsa bu şehirden şimdi değebilir mi sahiden ellerin öbür uca...
ah be kuytu köşem...
ahhhhh!
işte;
öğredin !
sana yazılan bir son yok ki aslında bir bedel ödeyesin...
ah be mualla...
içleri açılası ruhlardan kaçan bi sen misin sanıyorsun?
acınası arsızlar tapınağından afaroz edilmişsen sahiden!
kaçıpta mührünü açamayanları yok görme!
içtiğin yağmurları süz eteğinden usulca.
ve kalbinin sokağından çıkan bu yüze bak!
offf be mualla off!
yağmurun yağası varsa sana ,toprak seviyorsa ayaklarınıbir çiçeği öpebiliyorsa bu dudaklarçehren korkmuyorsa bu şehirden şimdi değebilir mi sahiden ellerin öbür uca...
ah be kuytu köşem...
ahhhhh!
işte;
öğredin !
sana yazılan bir son yok ki aslında bir bedel ödeyesin...
3 Nisan 2009 Cuma
dünyama bahar...
leylak kokularının ardı sıra yasemin hafifliğinde bir rüzgar eser deniz aşırı...hiç konuşulmaz bu dem de...
kiraz çiçeklerinin esrarında saklı olmasa gerek bu anlatılan "mecazlar" !
bir bahar düşlemek istedim dut ağacının gölgesinde...
gölgenin serinliğinden uzaklaşmadan filin mahçup, karıncanın arsız edasıyla...dünya döndü ...bahar geldi... ve ben dünyaya döndüm henüz doğmamış bir çoçuk olmanın fikrinden uzak fiileri yaşarken bu ten...
fikrin isyanıysa bu eğer...
ve hükmüm geçmiyorsa bu gökkubbeye
dünyam'a bahar gele o zaman...
bir gaz bulutunun kapladığı içler
Umursuz salınıverilmiş bir duman hafifliğindeydi bu saçmalıklar. Verdiğim her nefes bir sözcük olup bir yağmur gibi yağıyordu üzerime...
"İçmeyi bırakmalısın ! " dedim .için için zehirlenmek hoşuma gidiyordu.Ölümü içselleştirmekten uzaklaşmama rağmen hazırlıktı ansızın bir vedaya ...
"Bir gaz bulutunun kapladığı içlerden döküldüm çıktım ben ! senin bir parçan bu , bir duman grisinde saklı da olsa.." diye başkaldırdı bana .Salıverilen derinden, saçılmış olmamının utancını yaşamadan dağılan bir bulut gibi mağrur...
Öylece bakıyordum.Düşünmeden.
Zihnim ne zaman bu zırvalıklarla doldu diye kızdım kendime.Çok yol vardı gidilen ve gidilecek ama unutmayı öğrenmemiştim belli ki...
Dışı içine sıkışmak bu mu oluyor şimdi.Gülümsüyorum.
"Sen söyle! " dedim.Madem bir parçamdın bir de sen anlat ?"
Ben bir sigara yakarken...
22 Mart 2009 Pazar
adil olmayan aidiyetsizliğin otopsisi
Bir zamanlar adil olmanın şemsiyesi altına sığınan ben , şimdilerde göbeğindeyim sorgunun.Ne de güzel çarpar suratına aidiyetsizliğin soğuk tokatı .Sınırları her ne kadar kalın çizilse de kendine gelmek için hiç çaba harcamak gerekmez.Hem de öyle bir çarpar ki idam fermanın için bile geç kalınmıştır aslında...Düşünüyorumda şimdi; "Annem haklı mıydı ?" "Zaman hiç adil olmaz mıydı? Bir kere bile?" Bu dört tel arasından bakıyorum da şimdi gökkubbeye.Sığındığım şemsiye artık yoktu ve zamanın bana kıyak geçmesini istemek tam bir delilikti belki. Ait olmadığım bu yerde nerede olmak istediğimi de bilmiyordum. Ama duvarlar hiç bu kadar içine işlemiyordu insanın. Farkedildiğinin hükmünü sürerek üstüne yürüyordu aralıksız.Üç beş güvercin karartısı bile nasıl bozuyor bu sessizliği bilemezsin.Yağmursa orda duran "ben" için olanca gücüyle yağıyordu altında yok olayım diye. Bir toprak solucanın cenazesine denk geldim bu gün, yağan yağmura inat eşeleniyordu belki ben onu farketmeyene kadar.Ölüm bu kadar basitti işte...Burda bile. Yine de bir tercih değildi bu biliyorum. İşleyen sürecin bir parçası sadece.Şimdi ise bata çıka varıyorum yıllar önce tenine saplandığım dünyanın yüreğine, kendi secetimden geçerek...Oysa otopsi yapmak hiç bu kadar zor olmamıştı ...
9 Mart 2009 Pazartesi
bir çift göz...
bir çift göz;
tarih denilen sahnenin orta yerinde,
kudretinden mahrum bırakılmış ışığa inat ve oyulmanın eşiğinde ;
bir çift göz ;
her ne kadar mavi gibi gözükseler de...
değil işte!
bilmediklerimizin ardı sıra gidilen, görenler dergahı arsızı olmaktan feragat ettiler ne zamandır...
her ne kadar asi gibi gözükseler de....
tarih denilen sahnenin orta yerinde,
kudretinden mahrum bırakılmış ışığa inat ve oyulmanın eşiğinde ;
bir çift göz ;
her ne kadar mavi gibi gözükseler de...
değil işte!
bilmediklerimizin ardı sıra gidilen, görenler dergahı arsızı olmaktan feragat ettiler ne zamandır...
her ne kadar asi gibi gözükseler de....
7 Mart 2009 Cumartesi
hiç insan!
"nasılsın?" diyorum.
"hiiiiiç" diyor.
"bu kadar kolaysa niye ben olamıyorum?diyorum kendime
bir yanıt gelmiyor hiiiiiiiçbiryerden.
"hiiiiiç" olasım var mütamadiyen mümkünse...
prospektüs istemez!
cazırtı yapmayın yeter!
"hiiiiiç" diyor.
"bu kadar kolaysa niye ben olamıyorum?diyorum kendime
bir yanıt gelmiyor hiiiiiiiçbiryerden.
"hiiiiiç" olasım var mütamadiyen mümkünse...
prospektüs istemez!
cazırtı yapmayın yeter!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)