8 Ekim 2009 Perşembe

sırasındankopamayancıklarsırası

bir çığlık;
iki yankı...
üç çapıldı
bir volkan!
beş bu değil!
dört ahmalık müzesi...
bir çehrenin kokusu
üç maskeler.
kırk kötek,
bir suskun...
iki kupa kızı
altı üstü sek rakı...
üçü beji geçmez ki...

sanırım bir teşekkür borçluyum.

"Arta kalan bütün baharları sildim bir sağnak yağmur eşliğinde...
Yapraklarımı toplasam ne olur şimdi batan güneşin kızıllığında!
Ayaz kesmiş içim oysa, bir ben bilmiyorum.
Soğuk bir yaz akşamı yeşil ve mavinin arasında, ve yıldızlar beni söyler, semada sen ...
Aramıyorum belki...
Bilmemekse ayıp geliyor.
Kötü bir itirafçı olsam gerek.
Utanmıyorumda.
Korkaklıktan feragat edeli de çok mu oldu ne!
Ama şimdi değil diyor akrep yelkovana ;
Zaman benim bildiğimden az ötede işliyor işte...
Ben mi ?

Yoklukla varlık arasındaki huzuru yaşıyorum ya sevgili.
Sen mi?
Senin olmadığın ve bilmediğin var mı ki?"
............
.........
.....

ne söylenir hiç bilemem durumunda olmanın yersiz kaldığı zamanlarda konuş derim....hem de avaz avaz.

Verilebilcek en güzel cevap bekleniyor bu dukaklardan biliyor musun?
Suç mahalinde ikimizde yoktuk aslında....
Öfkeden kopan içimin kopuk telerinin sesinde şarhoşum şimdi...
Benden çıkan sesi biliyorsun!
Şimdi seni dinlemek istiyorum hem de tüm sessizliğimle..

için için sesler

Hiç göktaşı yağmuruna tutuldun mu sen?
Gökten üzerimize serpilen ışık zerreleri...
Ay'ın tebesümü üstümüzde,bak işte!
Bu karanlık değil biliyorsun!
Hadi aç gözlerini, aç ne olur...
Bak bana ;
Bak;
Bu ışık senin için.

16 Temmuz 2009 Perşembe

eşelenen toprakta bitenlerden arta kalanlar...

çok ağır sözler sarfetmeye ne hacet!...
dinlemek, söylemlerden çok daha konuşkan. zira; bakınız sırasıyla...

uzak kokan bir mektup

kapının ardında bir ses...göğe gülen bir çift göz...ve uzak kokan bir mektup...kırmızı mührün altından sızan munzur bir tını...ecele faydası olmayan korkudan uzak,itinayla açılsa da beyaz altı iç döküntüleri,okunamaz hiç bir dem.firarı bekleyen bir kalem...ve uzak kokan bir mektup özlenir şimdi.

04,04,09

çakılı mercan

kımıldamamak zamanda...
biçilen bedel bu faniye...
sağır, dilsiz, kör bir hiçlik abidesi bu mercan
ödül;
anlamlandırmak yarası....
ceza ;
çarka dönen ödülün iç mihrabı...

bana sormuyorlar ki?

hep yeni bir ses duyuyor anı yararak camı parçalayan.
susar çoğu kez ya da tepkiden yoksun bakışlarla süzer bedeni.
kabını beğenmeyen bir çoşkunun eseri oysa, bilmez ama hiç.
cüretkar mıdır?
belki.
istikrarsızlık meselesi mi?
kimbilir....
sese ne mi oldu dersin?
çıkacağı ve saplanacağı yeri düşünüyor şimdilerde.
peki ya cam parçaları?
ilginç ama kanatmıyor ...

işte kör!

nankör bir sarhoşluk içine düşen bir bir kurt misali....
işlevsel bir kemirgenlik koynundan kaçak...
iç çeker usul usul...
"evet ben ki.......korkunun isyanından kopup geldim... isimsiz bir yaradılışın içinden...ecelde benim ezelde.... " der . kibrinden kör hışmından yanmış bir kalp gibi...
yaşamın kıyısında bir durum betimlemesi inceden...
sus pus !
gitme vakti şimdi!

bir gülücük içinde bu gamze....

İşte yeniden doğuş hikayesiyle başlayan bir gülücük içinde bu gamze...
Uzakta yakılan bir mektubun kokusunu anımsar gibiyim.
Ve yazılan satırlarca sözcük deryasına dokunan bir kalem ucu bu fikrim...
Sevilesi duruma aykırı yaşama zamanı yok artık!
Devrim yapıldı.
Hükmü verildi...
Son sözün söylenme çabasından uzak yaşanmaktan memnun şimdi bu iskelet sistemi.
İki ucu kapalı parantezleri kırpıp, sonsuza aritmetik bir dalış , sonrası ;
....
öncesi; lışılagelmiş aşkınlıklar ümesi"...
Aynadaki silüet kendine çarpan sesi dinler şimdi...
Dengede buluşmalar semahından bir paça bu ten...
Ve yürekle fikir arası gayri meşru doğan çoçuk ....
İşte bunu derim ya ben de, yeniden doğuş hikayesiyle başlayan bir gülücük içinde bu gamze...