15 Ocak 2011 Cumartesi

Rita

Etekleri zil çalan bir çoçuk misali dans eder Rita,
Döner döner döner...
Her ayak vuruşunda bir parça düşer önüne benliğinden,
müziğin her ruhuna dokunuşunda yok olur ayakları,
kırmızı ayakkabıları küsmez ona hiç mavileri giydi diye.
Bilir ki gökkuşağının bir parçasıdır rita.
Bilir ki etekleri sadece zil çalmaz onun.
Sadece elleri kıvranmaz göğe ermişken yüreği.
Hiç susmaz ya rita ,
Duygudan yoksun zihnin girdabından azabına inat haykırır
Bazen görür gibi olsa da gerçeği, vazgeçmez düş kurmaktan
Bir gün ;
Rita dedi biri;
Ben sustum ve ona baktım.
Ruhun okunmamış mektuplarına yazılmış mısraları olsa gerek yüzün, sevgiye adanmış olsa gerek bu güzel dilin bilmese de konuşmayı pek, küsmezse eğer yeşil ayakkabılar maviye sonsuza dek sadece danset

lütufmuş meğer

az adam ol da gel diyeceğim,
olası adam sıfatına nasıl gireceksin orası tutarsız işte.
az kıvama gel diyeceğim,
kıvamı tutmamış kekten beter olmada göreyim hadi.
az beri gel de yüzünü göreyim diyeceğim.
yüzsüz olmanında alemi yok şekerim.

dur durak yok derviş...

bu gece bütün harfleri kusacağım bu mabede,
az içip dem'e varacak
düş kurup uçacağım göğe
"uçurtmayı vurmasınlar anne" nin söylenmediği bir diyar bulacağım aciz bedene
çok içip dergaha dönecek ya bu viran tin'cik,
sonsuza dek;
bu gece bütün harfleri kusacağım bu kubbeye.

hissizlik abidesi olamaya görsün bu arsız atan yürek

gözün gördüğünü yürekte görür mü sahi...
ben bilmiyorum ya herkes görür olmuş
kaç göz var üstümüzde dersin?
kaç bin yürek?
kaç milyon yüz?
kimin gerçeği kime yalan.
sana bana ona buna şuna adama kadına havaya suya ademe havvaya mı?
dün didiklendim.
bu gün perilendim
şimdi;
kaos , gerilim ve titrek bacakların dansı.
ayıpsa ayıp yasaksa yasak kime ne!
gülesim var ruh!
öpesim var seni.
zamanın öfkesini bana,
şiddetini iç yarama merhem ededursun hele
önce öpüp, sonra güleceğim kadere...

18 Şubat 2010 Perşembe

ADAM


Kaç kere öldüğünü düşünür adam...
Zihninin girdabında boğulmaktan korkmaz ama ölümsüzlük kisvesi içinde yaralıdır kalp kapakçığı.
Haketmemiştir oysa.
Multi milyoner saltanatıdır bu.
Satılığa çıkar elbet...
Çıkar da, elinin kiri olmaktan kurtulamaz ya ben ona yanarım işte.
Kaç kere öldün be adam?
Kaç?
Ölümde yaşanmıştır işte yerli yerinde sessizce Parçası olmaktan kaçamazsın, eteğinden tutmadan duramazsın...
Kaç kere mi öldüm ben?
Ölümden daha doğmadım ki öleyim be adam
ŞİİİTT...
SUS!
BAK DİNLE!
BEN GİBİ, BİRİİLERİ DOĞUYOR İŞTE...

2 Aralık 2009 Çarşamba

Mozart ve Balık (sualsiz sorgu)


- Biz şimdi seninle neyi tartışıyoruz anlamadım? Hatta bu tartışmda işimne şu an onu çözmekle meşgülüm. Dur bir dakika!Bütün bu ithamlar bana mı aitti? Buna sadece gülümseyebilirim.

- Biliyormusun seni incitmek istedim , canını yakmak, acıtmak...Ve bunu seni sevdiğim için yaptım.Vazgeçmedin, söylenecek sözün hep vardı, hep orda oldun, keşfettin savundun, korktun zaman zaman , eğlendin zamanla , duydun, gördün, dokundun, yaşamına aldın, o'na aittin ve acımasız mısın bilmiyorum...Bana ihanetti bu !Sen bunu göremedin...

- İnanmak güç geliyor bunları senin söylediğine. Ben sadece bana sunulanı aldım, biraz yontmam gerekti belki, biraz pişirmem, biraz da donması , özgür olan bana verilmedi ben kendisiydim zaten onun... Bana sevmekten bahsetme lütfen! Hep bir teoriydi senin sevgin. Çember daraldı bunu farketmedin.

- Şimdi acı çekmediğni görmek nasıl keyif verici bilemezsin...Ama bir suçlu yok bilmelisin. Dünya sen kadar küçük ama yok olmak buna rağmen zor değil. Teori değildi bütün bunlar bunu sende biliyorsun .Çemberse hep daralır sanırsın küçük. Evet canını yaktım, bu doğru. Düş istedim,yaralan kırıl, yıkıl. Sen keşfini tamamladın ve bütün bunları bilmene rağmen reddetmen beni utandırıyor. Sevgini buldun ama bunu görmek seni fena halde zaptedilmez yapıyor. Korkuyorsun biliyorum küçük. Elimden hiç bir zaman bişi gelmedi şimdi de gelmeyecek. İnsanlık hep yanlız başına olduğu günlerde yeteneklerini keşfeder. Kızmıyorum sana çünkü bu genlerinde var. Aksi olsa bile bu onlara ihanet olmaz mı sence?

- Ne istiyorsun ?

- Yer ve gök senin elinde Cevabı da elbet ....

- Saçmalık bütün bu tümceler . Beni bulmanı ben istmedim. Gitmelisin belki. Kibrinden kör, gururundan keskin, bedeninden soysuz bir ruh çıkarmadım ben...Sahip olunanlar vardı değişmek gerekti ve değiştim.

- Peki ya ipin diğer ucunda olanı kim bilebilir ki? Sen bilir misin?

- Bir bilen olsaydı bana anlatıyor olmazdın zaten. Şimdi uyumak istiyorum . Gün ağırmanın eşiğindeyken sus istiyorum.

- Şüphe yok ki gerçeklere aykırı olanı seviyorsun.Güneşle küçük...
(küçük bir hikayemin orta yerinden kopuş)

Mozart ve Balık (sorgu)


Odanın içinden yükselen belli belirsiz müzik sakinleştiryordu beni. Mutfak kapısından salona doğru yürüdüğümde daha da sukunet verici bir halde dönüyordu bu durum... Bütün varlığım paramparça olmanın eşiğinde yepyeni olarak doğuyordu sanki...
Bir an kölemiyim sahiden diye düşünmeden edemedim ne kadar kaçsamda.

Doğru mu söylüyordu?

"Mozart hiç bir zaman kapalı bir kapının ardından dinlenildiği kadar dokunaklı olmaz" dedi bana salondan yükselen tatlı bir sesle.

"Kim?" dedim.

"Bir filozof ."dedi.

"Felsefe ve filozoflardan başka bişi bilmez misin sen? dedim.

"Belki de felsefe beni düşünüyordur. Belki kendisini dinleyen birini buldu."dedi suratında muzip bir gülümsemeyle. Rüzgar pencereyi açtı ve erguvan regindeki gökyüzü ilk kez bu kadar güzel görünmüştü. İnsan uçmak ve gökyüzünü büyük büyük kucaklamak istiyordu.

"Peki köleler neden başkaldırmıyorladı?"

"Köleleğin özü bir midesi olmaktır, ve o dolduğunda mutlu olurlar.Bayağı bir ruh için hiçbirşey özgürlük kadar ağır değildir"dedi ve ekledi. Dinlediğiniz herşeyi herzaman anlamıyorsunuz üstelik siz yargıç hanım , zeki bir adamı daha da az anlıyorsunuz.Zeki insanlar rüzgar gibidirler lütfen bunu anlayın, evrensel gerçekllikleri gündelik kelimelerle dile getirirler" dedi.

Hiç bir zaman tek kadehten fazlasını içmeyen ben kendime tekrar şarap doldurdum.
"Köleliği özlemiyorsun bunu biliyorum.İfade etmeyi öğren, Senin özgürlüğünde korkunç olan bir şey göremiyorum."dedi gözlerimin içine bakarak.

"Geleceği göremiyorum .Elim ayağım dolaşıyor..."

"Geleceği gördüğünü sana her zaman göremeyenler kadar şaşırlar" dedi iskemlesini arkasına yaslamak için geriye aldı kendini, camdan yansıması bana bakıyordu...

Sahi korkunç değil miydi? Suç ceza ve merhamet..

Evet kormuyordum .Başka bişeydi bu inanç sistemimi tuzla buz eden...Yeni bir ben doğmuştu ve işin açıkçası ben bunu bu kadar çabuk kabullenmiştim.

Şarap kanımda ve müzik uyumam gerektiğini fısıldıyordu kulağıma..

Düşünmek için çok zamanım var mıydı gerçekten bilmiyorum....

8 Ekim 2009 Perşembe

oynnattım haberiniz yok:=)

üç beş oyun hamurum var şimdilerde...
ellerim boya koksada aşina gibi hamurdan hayellere...
üç beş oyun hamuru işte;
deniz aşırı üç martı , bir yelkenli elinde;
dünya kazan ben de kepçe...
oynattım haberiniz yok:)

kısık bir düş görmek bana kalmadı zira güneş benden yana

Konuşulacak bütün kelimeleri tüketmiş olmama imkan yok.
Ama yok işte.
Koca bir olmasından nerdeyse mutlu olacağım.:)
İşitsel bir boşlukta ya bu zihin;
Uzak ve yakın olmanın cefasından bağımsız bir günce içi günahlarım .
İki dudak arası mahkum kul olmaz bu ten...
Yazılmamış satırlar mı bu sevginin evcilleştirdiği?
Bir tını ezelden...
İki boğum arası özgürlük martavalları...
Leylak kokan masumiyet...
Ve perde!
İşte ışık....

enteresan bir mevzu bulamadık işte içiyoruz bu duruma

Lütfen bir rakı doldur!
Az da kavun sofrada...
Peynirse müsesseseden...
Bir de şarkı rica etsem!
En demlisinden ama.
Unutuyordum az kalsın, bana eşilik eder misin?
Çok sıkıcı sayılmam bak :=)izlemek bile kafi...
Neye içelim sen söyle!
Şu fesleğende nasıl güzel kokar ...
Hadi ona içelim bu gece ;
kavuna içelim, sokaktaki lambaya ,damdaki kediye, öten baykuşa, parktaki adama içelim, gecenin soğununa, teleskopun ucundakine içelim,mutfaktaki karıncaları es geçersek ayıp olur .
İşte içelim ya dostum çok sebeb var işte sorma haydi içelim.